12 Temmuz 2011 Salı

hediye akdağ

Yol tepen sevdam



ringe havlu attı
şu benim nice yol tepen sevdam
gökyüzünün rengi birden değişti
arı kovanlarında alârm
ipek hamakta sallanan şu senin boşvermişliğin
günbatımını telâşını yaşıyor karınca yuvalarında

kıbrıs akasyalarında yalnızlığın son tangosu
günebakanlardan doğma / en alımlı gündüzdür şimdi
neye sayarsan say
bu kalleşliği ben ıslıklamadım
su iyice hızlandı şelâle başlangıcında
en büyük öfkemi ben çavlandan akıttım


HEDİYE AKDAĞ

(SANAT OLAYI DERGİSİ, HAZİRAN 1985,SAYI:37)
Âhım mihraptan düşer




Âhım mihraptan düşer,leylâ olur şehrin taşlarına...
Transatlantiktir,güvertesinde sanki ölüm taşır
mezar taşları dikilir kasırgasına

Mavi bir cehennemdir,yıldırımlar boşanır
duyarsın el bileklerinden parmak uçlarına
Alnına koyarsın,bir öpüş gibi ezilir...
yalnızlığın el değmemiş soğuk kamarasına

Bir kurtuluş gibi gelir,yüzünü taşlara kapar da ağlarsın
kasırgaya bırakılmış cehennem filikasına
Selâ vakitlerindeki isimlere benzer
Meftûn olur iç çekmelerin, mum gibi yapışır adak taşlarına



HEDİYE AKDAĞ

(SANAT OLAYI DERGİSİ, HAZİRAN 1985,SAYI:37)
...............


Bir bardak su gibidir gençlik
susayıp da içersin elinde bardağı kalır
Demli bir çay gibi buğulansa da
şekerini atarsın...öylece soğur kalır
Şömineleri söner gönül evinin
ömür,bir kış penceresinde camlarda buğulanır


HEDİYE AKDAĞ

(SANAT OLAYI DERGİSİ, HAZİRAN 1985,SAYI:37)
Destansı hazan


gökyüzünde
incecik bir hilâl gibi
bekledi
dolunay perçemleriyle/
termosta/
yeşil çay yapraklarından Seylan çayı
porselen fincanlara dökülen
haramilerin kaçırdığı
incecik belli bir kızdı
baksan / düzgün rejimli bir su
iri kütüklerin kanolarla deltaya taşındığı
sürüklenirdi üstünde kara sevdalı bir dal
iğne ipliğe dönmüş o nâlân
işte geldik sonunda
şahâne
kızıl kestane ormanlarına
haykırır/
dökülen sararmış yapraklarıyla
bir uçtan bir uca o destansı hazan

Hediye Akdağ

(Sanat Olayı Dergisi,Sayı:57,Sayfa:52)